16 Mart 2009 Pazartesi

Ülkeler kuraklığa karşı strateji belirliyor

Ülkeler kuraklığa karşı strateji belirliyor

5. Dünya Su Forumu çerçevesindeki ''Su Bitiyor. Daha İyi Bir Yönetimle Kuraklıktan Nasıl Yeni Fırsatlar Elde Edilebilir?'' başlıklı oturumda; İspanya, Fransa, Şili ve ABD'de yaşanan kuraklık süreçleri ve kuraklıkla mücadelede uygulanan yönetim stratejileri paylaşıldı.

AA

İstanbul- Sütlüce Kültür ve Kongre Merkezi'ndeki oturumda, proaktif olarak hazırlanan kuraklık yönetim planlarının taşıdığı önem vurgulandı. Fransa Sürdürülebilir Kalkınma ve Planlama Bakanlığı yetkilisiJean Paul Rivaud, son birkaç yılda Fransa'nın güneyinde kuraklıkta çok büyük bir artış olduğunu, yağışların azaldığını, tarımda verimliliğin düştüğünü kaydetti.

Kuraklığa karşı önceden önlem alma ve risk değerlendirmesinin önemine işaret eden Rivaud, Fransa'da kuraklıkla mücadele konusunda çıkarılan yasalar ve oluşturulan işbirliği platformlarına değindi.

Rivaud, 1976'da yaşanan kuraklığın bir referans olarak alındığını, Fransa'da 2006'dan itibaren çok önemli bir kuraklığın yaşandığını belirterek, suyun tasarrufu konusunda en temel kısıtlamaların tarımsal sulama konusunda yapıldığını kaydetti.

Barajlardaki su seviyesinin azalmasıyla enerji alanında 200 milyon Avro kaybedildiğini dile getiren Rivaud, Fransa'da su alanında son 30 yılda önemli yatırımlar yapıldığını, 1976'dan bu yana sadece su ajanslarının 5 milyar Avroluk yatırım yaptıklarını kaydetti. Ülkedeki su bilgi haritalarının düzenlenerek erken uyarı sistemlerinin hayata geçirildiğini anlatan Rivaud, bunlarla birlikte yağış durumunun düzelmesine rağmen halen 34 bölgenin gözlem altında olduğunu bildirdi.


ABD'deki durum

ABD Ulusal Kuraklıkla Mücadele Merkezi'nden Donald Wilhite da ABD'de kuraklıkla mücadele konusunda çok karmaşık yasalar ve düzenlemeler olduğunu belirtti. Wilhite, ''Tarihsel açıdan bakıldığında suyun yönetilmesi kriz yönetimi olarak karşımıza çıkıyor. Genellikle kuraklık yönetimi reaktif bir yaklaşım olmuş, proaktif olmamış. Bu döngüyü nerede yaşıyorsak yaşayalım kuraklığın planlanması gerekiyor'' diye konuştu. ABD'de 1895'ten beri ağır kuraklık yaşayan bölgeler olduğunu, kuraklığın ABD'de çok sık meydana geldiğini dile getiren Wilhite, ülkenin yüzde 15'inin ağır bir kuraklık yaşadığını, zaman zaman kuraklık bölgelerinin değiştiğini ifade etti.

Wilhite, son 10 yılda ülkenin güneydoğu ve batı bölgelerinde daha sık olmak üzere çeşitli bölgelerde meydana gelen kuraklığın verilere göre''ılımlı'', ''şiddetli'', ''ağır'' ve ''istisnai'' gibi çeşitli düzeylerde derecelendirildiğini söyledi.

Kuraklığa müdahalenin yerel, eyalet düzeyinden başladığını, daha sonra federal hükümetin bunu ele aldığını söyleyen Wilhite, federal hükümet tarafından 2006'da yürürlüğe konulan Ulusal Entegre Kuraklık Bilgi Sistemi ile erken uyarı izleme sisteminin bilgilerinden yararlanmak ve daha iyi bir erken uyarı sistemine ulaşabilmeyi amaçladıklarını kaydetti.

Wilhite, ''Kuraklık tehlikesi büyük bir fırsat penceresi gibi düşünülebilir, çünkü kriz yönetiminden uzaklaşma ve proaktif bir yönetim izleme fırsatı getiriyor. Vatandaşlarımızın kuraklık konusunda hazırlıklı olmaları için bilgilenmelerini sağlayabiliriz. Kuraklık ve risk yönetimi palanlarımız olmalı. Daha entegre kuraklık izleme ve erken uyarı sistemlerin ortaya konulması ve ulusal bir kuraklık politikası gerekli'' diye konuştu.


İspanya'da kuraklıkla mücadele

Dünya Su Konseyi yetkililerinin açılış konuşmalarını yaptığı oturumda konuşmacılar, her 15 saniyede 1 çocuğun temiz su yokluğundan hayatını kaybettiğini, BM'nin öngörülerine göre 2050 yılına gelindiğinde çevresel sebeplerden dolayı 150 milyon kadar mültecinin ortaya çıkacağına dikkati çekti.

İspanya'yı temsil eden yetkililerin, 2004-2008 yılları arasında ülkede yaşanan kuraklık dönemini ve ortaya konulan yönetim planları ile uygulamaları katılımcılarla paylaştığı oturumda, ülkede kuraklık yaşanan bölgedeki çalışmalara 700 milyon Avro'nun ayrıldığı dile getirildi.

İspanya'da kuraklık yaşanırken Avrupa'nın geri kalan kısmının da bir kuraklık stratejisi geliştirdiği, Avrupa Komisyonu'nun da dahil olmasıyla çözümlerin daha etkin uygulandığı ifade edildi.

Rekabetçi tarım ürünlerinin üretildiği İspanya'nın güneydoğusundaki Segura bölgesindeki kuraklık önlemleri anlatılarak, bu bölgede suyun tuzluluktan arındırılması, şehir suyunun yeniden kullanılması için dönüştürülmesi ve Tegas ırmağının suyunun kullanılması dahil birçok metodun da uygulandığı belirtildi.

2007'de özel kuraklık planının uygulanması gibi önlemler sonunda önceki kuraklıklarda yüzde 15 oranında düşen üretimin, son yaşanan kuraklıkta sadece yüzde 4 oranında düştüğü belirtildi.

Segura havzasının, dünyada en iyi düzenlenen havza olduğu belirtilirken, STK'lar, yerel, bölgesel ya da ulusal yönetimler, sendikalar gibi tüm paydaşların bir arada çalışması gerektiği vurgulandı.
 

Şili örneği

Şilili bakanlık yetkilileri de 15 milyon insanın yaşadığı Şili'de nüfusun dörtte birine 200 bin metre küpten az su düştüğünü, suyun yüzde 70'inin tarım alanında kullanıldığını bildirdi.
Ülkede göllerde 7 milyar metre küp, baraj ve rezervuarlarda 5 milyar metre küp su bulunduğu, bu miktarın 1 milyar metre küp artmasının beklendiği kaydedildi.

Tarih boyunca birçok yıl kuraklıklar geçiren Şili'de en son 2008'de kuraklık yaşandığı, bunun bir enerji problemini de beraberinde getirdiği anlatıldı. Şili Kamu İşleri İdaresi Bakanlığı tarafından bir deklarasyon yayınlanarak, kuraklıkla mücadele için 20 milyar dolar harcandığı ifade edildi.

16 Mart 2009



Cumhuriyet

Cumhurbaşkanı Gül: 'Kuraklık ve sel gibi felaketler, sınır tanımamaktadır'

Cumhurbaşkanı Gül: 'Kuraklık ve sel gibi felaketler, sınır tanımamaktadır'

Abdullah Gül, 5. Dünya Su Forumu'nun açılışında yaptığı konuşmada, 'Kimsenin 'Ben sadece kendi ülkemde, kendi bölgemde yaşıyorum' demeye hakkı yoktur' dedi.


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, insanlığın, tüm milletlerin kaderlerinin birbirlerine kuvvetle bağlandığı yeni bir döneme girdiğini belirterek, ''Kimsenin 'Ben sadece kendi ülkemde, kendi bölgemde yaşıyorum' demeye hakkı yoktur. Zira susuzluk, kuraklık ve sel gibi felaketler artık sınır tanımamaktadır'' dedi. 

Cumhurbaşkanı Gül, Sütlüce Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen 5. Dünya Su Forumu'nun açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye ile Dünya Su Konseyi tarafından ortaklaşa bu yıl beşincisi düzenlenen foruma Marakeş, Lahey, Kyoto ve Meksika'nın ardından İstanbul'da ev sahipliği yapmaktan, uluslararası su camiasının saygın temsilcilerini Türkiye'de ağırlamaktan büyük sevinç duyduklarını söyledi. 

Dünya Su Forumu'na Türkiye'den ve yurt dışından iştirak eden devlet ve hükümet başkanlarını, bakanları, parlamenterleri, yerel yöneticileri, sivil toplum örgütlerini, iş çevrelerini, bilim ve akademi dünyası ile basın kuruluşlarının yetkililerini en içten duygularıyla selamladığını ifade eden Gül, ''İstanbul'daki bu mühim buluşmamıza gösterilen büyük ve yakın ilgi, bizleri fevkalade mutlu etmiştir'' diye konuştu. 

Gül, Dünya Su Forumu çerçevesinde bir ilki gerçekleştirerek ''devlet ve hükümet başkanları'' olarak da ayrıca bir araya geleceklerini anımsattı. Cumhurbaşkanı Gül, ''Böylece suyun sadece teknik bir konu olmadığını, en üst düzeyde siyasi önem ve öncelik verilmesi gereken, insanlığın müşterek geleceğini ilgilendiren bir mesele teşkil ettiğini'' vurgulamaya imkan sağlamış olacaklarını kaydetti. 

Gül, daha önceki konuşmalarında da vurgulamaya özen gösterdiği bir unsuru öncelikle tekrar etmek istediğini belirterek, şöyle devam etti: 

''İnsanlık, artık tüm milletlerin kaderlerinin birbirlerine kuvvetle bağlandığı yeni bir döneme girmiştir. Kimsenin 'Ben sadece kendi ülkemde, kendi bölgemde yaşıyorum' demeye hakkı yoktur. Zira susuzluk, kuraklık ve sel gibi felaketler artık sınır tanımamaktadır. Dünyanın en ücra köşelerinde meydana gelen gelişmeler, bir gün gelip bizleri de etkilemektedir. Dolayısıyla bugün varılan noktada, dünya milletleri olarak sahip olduğumuz siyasi, ekonomik ve toplumsal avantajları, keza mücadele etmemiz gereken olumsuzlukları, zorlukları, gerçekçi bir bakış açısıyla tahlil etmemiz, sorunlarımıza el birliğiyle ortak çözümler üretmemiz gereken keskin bir dönemeçten geçmekteyiz.'' 

Cumhurbaşkanı Gül, ''Bugün yaptığımız hataları gelecekte nasıl olsa bir şekilde telafi edebileceğimiz yanılgısına düşmememiz gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, bizleri kaçınılmaz olarak artık hatalarımızı telafi edemeyeceğimiz bir aşamaya taşıyacaktır. Dolayısıyla esas hedefimiz, dünyayı beraber paylaştığımız, tüm canlıların üzerinde hayatlarını idame ettirdikleri zeminin muhafazası olmalıdır'' diye konuştu.

Net Haber

Gül: İnsanlık yeni döneme girdi

Gül: İnsanlık yeni döneme girdi

Cumhurbaşkanı Gül: Susuzluk, kuraklık ve sel gibi felaketler artık sınır tanımıyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kimsenin ben sadece kendi ülkemde yaşıyorum demeye hakkı olmadığını kaydederek, "Zira susuzluk, kuraklık ve sel gibi felaketler artık sınır tanımamaktadır” dedi.
Cumhurbaşkanı Gül, Sütlüce Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen 5. Dünya Su Forumu'nun açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye ile Dünya Su Konseyi tarafından ortaklaşa bu yıl beşincisi düzenlenen foruma Marakeş, Lahey, Kyoto ve Meksika'nın ardından bu kez de İstanbul'da yapıldığını hatırlattı.

Dünya Su Forumu çerçevesinde bir ilki gerçekleştirerek “devlet ve hükümet başkanları” olarak da ayrıca bir araya geleceklerini hatırlatan Cumhurbaşkanı Gül, “Böylece suyun sadece teknik bir konu olmadığını, en üst düzeyde siyasi önem ve öncelik verilmesi gereken bir konu olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Gül, dünyanın bütün güçlüklere rağmen her geçen gün modernleştiğini, değiştiğini ve geliştiğini dile getirerek, “Küreselleşen, daha açık ve daha şeffaf bir dünyada yaşıyoruz. Ancak aynı zamanda bütün dünya milletlerinin eşit ekonomik ve teknolojik imkanlara, eşit gelişmişlik ve refah seviyelerine sahip olmadıklarını da açık yüreklilikle kabul etmemiz gerekiyor” dedi.

Gül, daha önceki konuşmalarında da vurgulamaya özen gösterdiği bir unsuru öncelikle tekrar etmek istediğini belirterek, şöyle devam etti:

“İnsanlık, artık tüm milletlerin kaderlerinin birbirlerine kuvvetle bağlandığı yeni bir döneme girmiştir. Kimsenin 'Ben sadece kendi ülkemde, kendi bölgemde yaşıyorum' demeye hakkı yoktur. Zira susuzluk, kuraklık ve sel gibi felaketler artık sınır tanımamaktadır. Dünyanın en ücra köşelerinde meydana gelen gelişmeler, bir gün gelip bizleri de etkilemektedir. Dolayısıyla bugün varılan noktada, dünya milletleri olarak sahip olduğumuz siyasi, ekonomik ve toplumsal avantajları, keza mücadele etmemiz gereken olumsuzlukları, zorlukları, gerçekçi bir bakış açısıyla tahlil etmemiz, sorunlarımıza el birliğiyle ortak çözümler üretmemiz gereken keskin bir dönemeçten geçmekteyiz.”

-"ULUSLARARASI TOPLUMUN ORTAK SORUMLULUĞU"-

Cumhurbaşkanı Gül, dünyanın karşı karşıya kaldığı en hayati toplumsal ve ekonomik meselelerin başında çevrenin korunmasının geldiğini belirterek, şöyle dedi:

“Bugün yaptığımız hataları gelecekte nasıl olsa bir şekilde telafi edebileceğimiz yanılgısına düşmememiz gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, bizleri kaçınılmaz olarak artık hatalarımızı telafi edemeyeceğimiz bir aşamaya taşıyacaktır. Dolayısıyla esas hedefimiz, dünyayı beraber paylaştığımız, tüm canlıların üzerinde hayatlarını idame ettirdikleri zeminin muhafazası olmalıdır”
Gül, suyun, sürdürülebilir kalkınmanın en önemli itici güçlerinden biri olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:

“Ekonomik kalkınma ve refahımız, gıda üretimi, sağlık koşullarının iyileştirilmesi ve en temel gereksinimimiz olan içme suyu temini için her geçen gün su kaynaklarına daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Dolayısıyla su yalnızca hayat değil, aynı zamanda medeniyettir. Oysa elimizdeki rakamlar, maalesef endişe verici bazı gerçekleri de açık ve acı bir şekilde ortaya koymaktadır. Bugün dünyada yaklaşık 1 milyar insan temiz ve sağlıklı içme suyundan mahrumdur. 2,5 milyar insan sanitasyon olarak tabir edilen, suyla ilgili temizlik ve sağlık hizmetlerine sahip değildir. Bu rakamlar toplam dünya nüfusunun neredeyse yarısına tekabül etmektedir. Bir başka deyişle her 2 kişiden biri günlük hayatını idame ettirmek için ihtiyacı olan suyla ilgili hizmetlere erişim konusunda sorun yaşamaktadır.

Afrika ülkelerinde hastanelerde tedavi gören her 2 kişiden biri temiz içme ve kullanım suyu yokluğundan kaynaklanan rahatsızlıklardan mustariptir. Bu hastalıkların ne yazık ki ciddi bir bölümü ölümcüldür. Her gün binlerce çocuk, sağlıksız su tüketimi nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Dünyanın farklı bölge ve ülkelerindeki günlük su tüketim miktarları bakımından çok önemli eşitsizlikler, adaletsizlikler söz konusudur.”

“ÇEVRE KONUSUNDA HATA OLMAMALI"

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, devlet adamlarının, yöneticilerin görevi yalnızca kendi milletlerinin ve bugünkü nesillerin mutluluk ve refahını düşünmek olmaması gerektiğini belirterek şöyle konuştu:
"Gelecek nesillerin ve bizimle aynı olanaklara sahip olmayan milletlerin mutluluk ve refahını da gözetmekle mükellefiz. Bu müşterek sorumluluğumuz çevre konularında daha da önem kazanmaktadır. Zira, az önce de vurguladığım üzere, çevre konusundaki hatalarımızın telafisi sanılanın aksine mümkün olmayacaktır. Bunun bedelini de maalesef gelecek nesiller, çocuklarımız ve torunlarımız ödeyecektir.

Suyun kıtlığına dikkat çektiğimizde ve gelecek nesillerin devamı için suyun ne kadar elzem olduğunu bir kez daha hatırladığımızda bu konuda hepimizin bilinçli olması, çevreci olması mecburiyeti vardır” dedi.

ANKA 

Gerçek Gündem

'Yaşadığımız kuraklık korkusu ders olmalı'

'Yaşadığımız kuraklık korkusu ders olmalı'
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Botanik Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Atabay Düzenli, son 3-4 ay içerisinde mevsim normallerinin de üzerinde gerçekleşen yağışların, Türkiye ve dünya genelinde ''kuraklık'' söylemlerini çürüttüğünü, buna karşın, yaşanan kuraklık korkusundan ders çıkarılması gerektiğini bildirdi.

Prof. Dr. Düzenli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2008 yılında dünya genelinde yağışların ve barajlardaki su düzeylerinin çok azalmasıyla, önümüzdeki yıllarda çok ciddi kuraklık olacağı söylemlerinin gündeme geldiğini hatırlattı.

Bazı bilim insanlarının, bunun küresel bir ısınma sürecinin ve kuraklığın başlangıcı olduğunu savunduğunu kaydeden Prof. Dr. Düzenli, ''Ancak, bazı bilim insanları ise bu düşünceyi kabul etmeyip, dünyanın geçmişine bakıldığında, böyle değişimlerin belirli periyotlarla olduğunu ve eski haline döneceğini savundular'' dedi.

İkinci gruptaki bilim insanlarının haklı çıktığını ve son 3-4 ay içerisinde mevsim normallerinin de üzerinde gerçekleşen yağışların, Türkiye ve dünya genelinde kuraklık gerçekleşeceği söylemlerini çürüttüğünü belirten Prof. Dr. Düzenli, şöyle devam etti:

''Yağışlar tüm Türkiye ve dünyada beklenin üzerinde oldu. Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün verilerine göre ocak ayında Türkiye genelinde ortalama yağış miktarı santimetrekarede 97,9 milimetre gerçekleşti. Yani, önceki yıla göre yüzde 109 artış gerçekleşirken, mevsim normallerine göre de yüzde 16 fazla. Barajlarımız yüze 80'e kadar dolmuş durumda ve biriken kapasiteyle, Türkiye'nin 2 yıl kadar daha yetecek suyu mevcut. Bunlara, ilkbaharda dağlarda eriyecek karları ilave etmiyoruz.''

-YAĞIŞ İDEAL DÜZEYDE-

Gerçekleşen yağışın, miktar ve şiddet olarak ideal düzeyde olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Atabay Düzenli, ''Canlılar, yağan sudan faydalanma imkanı buldu ve bulacaklar. Su sıkıntısı olmayacak, su mücadelesine girmeyecekler ve göç etmeyecekler. Göç etme imkanı olmayanlar bulundukları yerlerde kuraklığa adaptasyon sıkıntısı yaşamayacaklar. Çok ideal şekilde nesillerini devam ettirip, ürün verecekler'' dedi.

Yağış, mevsim normallerinin üzerinde olduysa da önceki dönemlerdeki yetersiz yağış sonucu kuruyan toprağın bunu emdiğini ve sel gibi afetlerin yaşanmadığını belirten Prof. Dr. Düzenli, ''Şu anda toprak ve yer altı su kaynakları doydu. Bundan sonra yağışlar aşırı devam ederse, toprak ememeyecek ve su yüzeyden kalkmaya başlayacak. Yani sel felaketleri, barajların taşması gündeme gelecek. Sonuçta erozyon olacak, canlılar zarar görebilecek'' diye konuştu.

Yaşanan kuraklık korkusu ve ardından gelen mevsim normallerinin üzerindeki yağışın, insanlara bir gerçeği gösterdiğini ve ders olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Düzenli, şunları kaydetti:

''Bu bize, doğanın bir döngüsü ve sistemi olduğunu gösteriyor. Doğadan faydalanmamız için bu denklemi çok iyi anlamalı, doğal kaynakları kullanılırken iyi hesaplamalı, yıpratıp tüketmemeliyiz. Çok yıpratırsak ve kullanırsak, doğa silkeleniyor önceki haline dönmeye çalışıyor. Bunu yaparken de bize zarar verebiliyor. Bunu bilmeliyiz.''


Zaman

SU AKAR BİRİLERİ BAKAR

SU AKAR BİRİLERİ BAKARYazdırE-Posta
    Yaşayan bütün canlılar için en önemli doğal kaynaklardan biridir. Diğer bir ifadeyle su; hayatın ve canlıların kaynağıdır. İnsan kullanımı, ekosistem kullanımı, ekonomik kalkınma, enerji üretimi, ulusal güvenlik gibi suyun gerekli olduğu birçok sektör vardır. Ancak, özellikle son 20 yıl içerisinde artan insan nüfusu ve bunun sonucu olarak artan su talebi, küresel bir su krizini gündeme getirmiştir..
    Bunun yanı sıra, hızla artan dünya nüfusu ve su talebiyle birlikte ekonomik, politik ve çevresel konulardaki mücadeleler ve çekişmeler çok daha yaygın ve ciddi boyutlara ulaşmıştır. Su kaynakları;  miktar, kalite ve tüm diğer sektörel kullanımlar açısından birçok ciddi sorunla karşı karşıyadır. Tüm dünya da içilebilir özellikteki su sıkıntısı yaşanmakta. Uzmanlar önümüzdeki yıllarda çıkabilecek olan savaşların su kaynakları için olabileceğinden bahsediyor
    Su tüm canlılar için en önemli doğal kaynaklardan biridir. 20. yüzyılda dünya nüfusu 19.yüzyıla oranla üç kat artmasına rağmen, su kaynaklarının kullanımının altı kat arttığı belirlenmiştir. Sürdürülebilir kalkınma için en önemli yaşamsal kaynaklardan biri sudur.
    Genellikle, bir insanın biyolojik ihtiyaçlarını karşılaması ve yaşamını sürdürebilmesi için,  günde en az 25 litre su tüketmesi gerektiği kabul edilir. Ancak, çağdaş bir insanın sağlıklı bir biçimde yaşaması için gereken içme, yemek pişirme, yıkanma, çamaşır gibi amaçlarla kullanılacak su kişi başına günlük ortalama 150 litreyi bulmaktadır. Dünya genelinde bölgelere göre kişi başına su tüketim miktarları sanayileşmiş ülkelerde 266 litre iken Afrika’da 67, Asya’da 143, Arap ülkelerinde 158, Latin Amerika’da 184 litredir. Türkiye'de ise kişi başına günlük su tüketimi ortalama 111 litredir.
    Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için, kişi başına düşen yıllık su miktarı en az 8 bin - 10 bin m3   arasında olmalıdır. Kişi başına düşen yıllık bin 430 m3’lük kullanılabilir su miktarıyla Türkiye, sanıldığı gibi su zengini bir ülke değildir.
     Bu ana kadar suyun ne kadar önemli olduğu anlatabilmek için yaptığım araştırmalardan bilgiler aktardım sizlere
     Şimdi su zengini bir ülke değil isek nasıl oluyor da aylardır bir pınar gibi izale hattından suyun dışarı akmasına izin veriyoruz?
     Kalıcı konutlar 10. bölgede BİM marketin bulunduğu, kesme taşlarla döşeli caddede, aylardan beri taşların altından ince ince su sızmakta. Oradan geçen insanların akan suya duyarsız kalması. Her şeyi yetkililerin ve ilgililerin görmesini beklemek haksızlık olur. Bu sebeple çevrenizde olan bu gibi aksilikleri yetkilileri haberdar edin ki, değerlerimiz boş yere yok olmasın. Öncedendi  o  SU AKAR DELİLER BAKAR lafı. Artık akan suya bakmak yok. Akan suyu değerlendirmek zamanı , tasarruf zamanı. Evinizdeki musluğun boşa akmasına kaç gün tahammül edebilirsiniz? Bence en fazla bir veya iki gün.Ya contasını değiştirirsiniz, yada musluğun kendisini, kendi evindeki su sarfiyatına tahammül edemeyen insanların, aynı hassasiyeti yaşadığı çevrede ki bu tür olaylarda da göstermesi gerekmektedir. Aksi halde, ilerde çocuklarımız ve torunlarımız için bırakacağımız gelecek, pekte iç acıcı olmayacak  
     DSİ Genel Müdürlüğü verilerine göre 2030 yılında Türkiye olarak su kaynaklarımızı  yüzde 100 verimle kullanacakmışız. 2030 yılında ülkemizde kişi başına bin 100 m3 kullanılabilir su miktarı ile su sıkıntısı yaşanan bir ülke konumuna gelecekmişiz. 2050 ila 2100 yıllarında ise Türkiye’nin  ciddi bir su krizi ile mücadele etmesi gerekecekmiş. Bu sebeple  gelecek olan kuşakların su sıkıntısı yaşamaması için bugün den herkes üzerine düşen görevi yapmalı.

    Not: Düzce Belediyesinin fen işleri müdürlüğüne konuyu ilettim. Ancak orada telefonu açan personel, konunun su arıza ile ilgili olduğunu belirterek 185 nolu su arızaya haber vermemi istedi. Hâlbuki Fen işleri müdürlüğü servisini aramıştım. Oradan telefonu açan personelin beni ikinci bir telefon etmeye mecbur etmemeliydi ve sorunu ilgili birimlere aktarmalıydı diye düşünüyorum. 185 nolu telefonu da aradım. Telefona çıkan personel,  konuyu kalıcı konutlar ile ilgilenen ekibe aktaracağını söylerken, çok hızlı şekilde sıkıntının olduğu adresi not almıştır,diye düşünüyorum. Çünkü ikinci bir kez sıkıntının olduğu adresi tekrar ettirmedi. Bakalım söz konusu su sızıntısına, ne zaman müdahale edilecek. Ayrıca Belediyeyi arayan vatandaş için tek bir numara 222 gibi mesela olsa ve bu telefonu açan operatör tüm ilgili bilgi aktarımlarını yapsa daha şık olmaz mıydı acaba? 

Düzce Damla

Dünya Su Forumu başladı

Dünya Su Forumu başladı

AJANSLAR
Giriş Saati : 16.03.2009 17:09 
Güncelleme : 16.03.2009 18:27
Yeni Haber
5. Dünya Su Forumu, İstanbul'da başladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, konuk devlet ve hükümet başkanlarıyla birlikte Sütlüce Kültür ve Kongre Merkezi Haliç Salonu'na girdi...
Cumhurbaşkanı Gül, salona Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile birlikte geldi.Forumda ilk olarak, İstanbul'un tanıtım filmi gösterildi. Daha sonra da konuşmalara geçildi.

"TEDBİRLER ALINMAZSA TÜRKİYE SU SIKINTISI ÇEKEBİLİR"

Sütlüce Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilen 5. Dünya Su Forumu'nda konuşan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Gerekli tedbirler alınmazsa Türkiye'nin de 2010 yılında su yoksulluğu çekeceği tahmin edilmektedir" dedi. 

Gül, dünyanın farklı bölge ve ülkelerindeki günlük su tüketim miktarları bakımından adaletsizlikler söz konusu olduğunu belirterek, "Su konusunda işbirliği yapmanın gerekliliğine inanıyoruz" diye konuştu. 


*"SUYUN ANAYASASI İSTANBUL'DA YAZILACAK "HABERİNİ OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ


Cumhurbaşkanı Gül, 5. Dünya Su Forumu'nun açılış oturumunda yaptığı konuşmada, suyun teknik düzeyde öncelik verilmesi gereken bir mesele teşkil ettiğini ifade ederek, "Dünyamız her geçen gün modernleşiyor, gelişiyor ve değişiyor. Daha açık ve şeffaf bir dünyada yaşıyoruz. Aynı zamanda bütün dünya milletlerinin eşit, ekonomik ve teknolojik imkanlara ve refah seviyesine sahip olmadıklarını da kabul etmemiz gerekir. İnsanlık artık tüm milletlerin kaderlerinin birbirlerine kuvvetle bağlandığı yeni bir döneme girmiştir. Kimsenin 'ben sadece kendi ülkemde yaşıyorum' demeye hakkı yoktur" dedi. 

Gül, susuzluk, kuraklık ve sel gibi felaketlerin artık sınır tanımadığını da söyledi. Dünyanın en ücra köşelerinde meydana gelen gelişmelerin birçok kesimi etkileyebildiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Gül, "Bugün varılan noktada dünya milletleri olarak sahip olduğumuz avantajları, mücadele etmemiz gereken olumsuzlukları gerçekçi bir bakış açısıyla tahlil etmemiz, sorunlarımıza el birliği ile çözümler üretmemiz gereken keskin bir dönemeçten geçmeliyiz. Dünyamızın karşı karşıya kaldığı en hayati meselelerin başında şüphesiz çevrenin korunması gelmektedir. Daha fazla geç kalmadan tabiatla ahenk içinde yaşamamızın, tüm uluslararası toplumun ortak sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Bugün yaptığımız hataları gelecekte telafi edeceğimiz yanılgısına düşmemeliyiz. Böyle bir düşünce, artık hatalarımızı telafi edemeyeceğimiz bir aşamaya taşıyacaktır bizi. Su, hayatımızı idame ettirebilmemiz için vazgeçilmezdir" diye konuştu. 

Gül, su konusuna özel bir önem verilmesi gerektiğini belirterek, suyun sürdürülebilir kalkınmanın en önemli itici güçlerinden biri olduğunu söyledi. Su olmadan fakirlik, açlık ve hastalıklarla mücadele edilemeyeceğini kaydeden Gül, "7 milyara yakın insanın gıda güvenliğinin temini için tarımsal faaliyetlere yeterli miktarda su tahsis etmek durumundayız. Ekonomik kalkınma ve refahımız, gıda üretimi, içme suyu temini için her geçen gün su kaynaklarına daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Su aslında yalnızca hayat değil, aynı zamanda medeniyettir. Elimizdeki rakamlar maalesef endişe verici bazı gerçekleri de acı bir şekilde ortaya koymaktadır" ifadelerini kullandı. Bugün dünyada yaklaşık 1 milyar insanın temiz ve sağlıklı içme suyundan mahrum olduğunu belirten Gül, şunları söyledi:

"2.5 milyar insan suyla ilgili temizlik ve sağlık hizmetlerine sahip değildir. Her iki kişiden biri, günlük hayatını idame ettirmek için ihtiyacı olan suyla ilgili hizmetlere erişim konusunda sorun yaşamaktadır. Afrika ülkelerinde hastanelerde tedavi gören her iki kişiden biri, temiz içme ve kullanım suyu yokluğundan kaynaklanan rahatsızlıklardan muzdariptir, maalesef bu hastalıklar da ölümcüldür. Dünyanın farklı bölge ve ülkelerindeki günlük su tüketim miktarları bakımından adaletsizlikler söz konusudur. Su sıkıntısı yaşayan ülkeler arasında yer alan Türkiye'de, kişi başına günde 111 litre su tüketilmektedir. Gerekli tedbirler alınmazsa Türkiye'nin de 2010 yılında su yoksulluğu çekeceği tahmin edilmektedir. Türkiye'yi su zengini bir ülke olarak düşünürüz fakat rakamlara bakılırsa tedbir alınmazsa bizim de sıkıntıya düşeceğimiz gayet açıktır."

Cumhurbaşkanı Gül, su konusunda işbirliği yapılması gerektiğini söyledi. Suyun milletleri ayrıştıran değil, birbirlerine yakıştıran bir işbirliği alanı haline gelmesi gerektiğini belirten Gül, "Uluslararası toplum susuz bir geleceğin olamayacağını düşünerek politika değişikliği yapmak mecburiyetindedir. Suyun sınırlı bir kaynak olduğu anlaşılmalı. Su aynı zamanda dünyamızı şekillendiren büyük bir doğal güçtür. Tabiatın bu gücünden en verimli şekilde istifade etmek de hepimizin öncelikli konusu olmalıdır. Su kaynaklarının akılcı yönetimini başarmak zorundayız. Devlet adamlarının, yöneticilerin görevi yalnızca bugünkü nesillerin mutluluk ve refahını düşünmek olmamalıdır. Gelecek nesillerin ve bizimle aynı olanaklara sahip olmayan milletlerin mutluluk ve refahını da gözetmekle mükellefiz. Bugün artık hepimiz çevreci olmak zorundayız. Küresel sorunlara küresel cevaplar vermeliyiz" dedi. 

Gül'ün konuşmasının ardından forum için 21 ayrı ülkeden gelen çocuklar sahneye çıktı. 

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, "Forumun temel maksadı suyun ticarileştirilmesi değil, bütün canların sağlıklı suya ulaşabilmesini temin etmektir" dedi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ev sahipliği yaptığı foruma Japonya Veliaht Prensi Naruhito Kotaishi, Fas Başbakanı Abbas El Fassi, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, BM Genel Sekreter Yardımcısı Sha Zukang, Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş başta olmak üzere 11 ülkenin devlet başkanı, 150'den fazla ülkeden bakanlar, yerel yöneticiler, parlamenterler, bilim adamları ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı. 

Forum kapsamında hazırlanan tanıtım filmi izleyenlerden büyük alkış aldı. İstanbul'un tanıtıldığı filmde, dinler arası diyaloğa da vurgu yapıldı. 22 Mart tarihine kadar sürecek olan forumun açılış oturumunda konuşan Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon, foruma 180'i aşkın ülkeden temsilcilerin katıldığını söyledi. 

Fauchon, "Suya erişim ve ulaşma yolu uzun. Dünya hızla gelişmekte. Su, bu değişikliklerden mağdur olmaktadır. Kalkınma için gerekli olan enerjiyi üretmek için her gün daha fazla suya ihtiyaç duymaktayız. Suya karşı işlenen saldırıların sorumluları, insan varlığının hayatta kalması için vazgeçilmez olan su kaynaklarının azalmalarının sorumluları hep biziz. Suyu sadece insanlar arasında dağıtmak yeterli kalmamaktadır. Suyu, doğa ve insanlar arasında paylaştırmak gerekir. Dünyanın gitgide artan susuzluğunu gidermek için biraz daha katkı sağlamak gerekecektir" dedi. Su arzını gereksizce artırmanın pahalıya mal olduğuna dikkat çeken Fauchon, "Suya karşı davranışlarımız daha mantıksız ve tutarsız hale gelmektedir. Kolay su döneminin geçmişte kaldığını artık bilmeliyiz. Bütün ülkeler su konusunda üzerlerine düşeni yapmalı. Suyun iyileştirilmesi için gerekli olanları sağlayacak köprüyü aşalım. Su için gerekli olan enerjinin fiyat artışında erteleme düşünülebilir. Beklemeyelim, artık taahhüt altına girelim" diye konuştu. Fauchon, konuşmasını "Yaşasın Türkiye" diyerek
tamamladı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da, şehirlerin başta su olmak üzere doğal kaynaklarının hızla tükenmekte olduğunu belirterek, suyun adil paylaşımı ve iyi yönetiminin önemine vurgu yaptı. Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu ise, 21. yüzyılda dünyanın su vizyonunun konuşulduğu adresin İstanbul olmasının anlamlı bir tercih olduğunu söyledi. İstanbul'un kıtaları, suyun da medeniyetleri bir araya getirdiğini belirten Eroğlu, "Hayatın başlangıcı olan su, akıp geçtiği yerlerdeki medeniyetleri birbirine taşır. Biz suyu, istikrar ve kardeşlik için barış vesilesi olarak görüyoruz. Gelişmek ve kalkınmak susuz mümkün değildir. Su, medeniyetin hem kurucusu hem de taşıyıcısıdır" dedi. Bakan Eroğlu, Türkiye'nin su zengini bir ülke olmadığını belirterek, İstanbulluların asırlardır su sıkıntısı yaşadıklarını söyledi. İstanbul'un 1950 yıllarından itibaren büyük göç almaya başladığını ifade eden Eroğlu, "Sonrasında su sıkıntısı had safhaya ulaşmıştır. Yapılan çalışmalarla 7 adet baraj inşa edilmiş, yüzlerce yeni tesis İstanbul halkının hizmetine sunulmuştur. İstanbul'a 1995 yılından itibaren AB ve Dünya Sağlık Teşkilatı kalite standartlarında su verilmektedir. Haliç, temizlenerek yeniden canlandırılmış ve bugünkü güzelliğine kavuşturulmuştur. GAP projesi toprağa ve insana hayat vermektedir. Forumun çölün sessiz dilinin sesi, Afrika kıtasının susuzluk derdinin çare olması için bir başlangıç olmasını temenni ediyoruz. Forumun temel maksadı suyun ticarileştirilmesi değil, bütün canların sağlıklı suya ulaşabilmesini temin etmektir" şeklinde konuştu. Bakan Eroğlu'nun konuşmasının ardından Başbakanlık Su Ödülü Töreni gerçekleştirildi. 



"MARMARA DENİZİ KADAR ALAN KURUDU"

Doğa Derneği, Türkiye göllerinin yarıya yakınının kurumasına neden olan, Türkiye'nin önemli doğa alanlarını tehdit eden yanlış su politikalarının Türkiye'nin geleceğini tehlikeye sokacak kadar ciddi boyutlara ulaşmış durumda olduğunu bildirdi.

Dernekten yapılan yazılı açıklamada, bugün başlayan 5. Dünya Su Forumu kapsamında suyla ilgili doğru sanılan 7 temel yanlışa dikkat çeken bir rapor yayımladığı belirtildi.

Açıklamada, doğru sanılan 7 temel yanlış şöyle sıralandı:
''Su boşa akmaz. Çok baraj, çok kalkınma değildir. Günümüzde göllerin kuruyor olmasının en temel nedeni küresel ısınma değil, yanlış tarımsal sulama projeleridir. En çok su tasarrufu evde değil, tarlada yapılır. Sulu tarım her zaman daha karlı değildir. Nehirleri taşıyarak her zaman su sorunu çözülmez. Türkiye'de doğayı yok eden en büyük etken orman yangınları veya çölleşme değil, yanlış su politikalarıdır.''
DSİ'nin bugüne kadar Türkiye'deki su kaynaklarının yönetimini büyük ölçüde bu 7 yanlış üzerine inşa ettiği ve bu nedenle su kaynaklarının hızla yok olduğu savunulan açıklamada, dernek olarak bu durumun değişebilmesi için su kaynaklarının yönetiminin havza ölçeğinde yapılmasının talep edildiği vurgulandı.

Açıklamada, ''Türkiye göllerinin yarıya yakınının kurumasına neden olan, Türkiye'nin önemli doğa alanlarını tehdit eden yanlış su politikaları, Türkiye'nin geleceğini tehlikeye sokacak kadar ciddi boyutlara ulaşmış durumdadır'' denildi.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Doğa Derneği Başkanı Güven Eken, sulama ve baraj projelerinin gerek planlama, gerekse uygulama aşamasında tarımsal, çevresel ve orta vadeli ekonomik etkilerinin göz ardı edildiğini bildirdi.

Bunun sonucunda yer altı ve yer üstü sularının kalite ve miktarında son 20 yıl içerisinde ciddi azalmalar ortaya çıktığını ifade eden Eken, su konusunda Türkiye'de kamuoyunun bilimsel temeli olmayan ''Suyumuz boşa akıyor'' cümlesiyle yanıltıldığını savundu.

Bilinenin aksine doğada tek bir damla suyun boşa akmadığını belirten Güven Eken, DSİ'nin yanlış su politikaları nedeniyle 20 yıl içinde Marmara Denizi büyüklüğünde (1,5 milyon hektar) sulak alanın kuruduğuna dikkati çekti.

PROTESTO GÖSTERİSİ

Öte yandan Sütlüce Kongre ve Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen 5.Dünya Su Forumu protesto edildi. Foruma tepki gösteren grup tazyikli su sıkılarak dağıtıldı. Polise sopalarla saldıran gruptan bazıları gözaltına alındı.

Halk Evleri ve Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu üyesi yaklaşık 200 kişi Beyoğlu Adliyesi önünde toplandı. Grup üyeleri "Su haktır satılamaz" yazılı dövizler taşıdı. "Susma sustukça susuz kalırsın. Susuz bir yaşamak ölüm demektir" şeklinde slogan atan gruba yabancılar da destek verdi. Yurt dışından gelen ve boyunlarında forum için akretide olduklarını gösteren kartlar bulunan bazı yabancı katılımcılar "Water is Life" şeklinde slogan attı.

Grubun kendilerine ayrılan alanda değil de Kongre Merkezi önüne gitmek istemesi üzerine çevik kuvvet barikat kurdu. Yapılan pazarlıklar sonucu grup ikna edilmek istendi. Panzer üzerinden megafonla uyarılan grubun caddeyi açmaları ve kendilerine ayrılan bölüme geçmeleri istendi. Grup dağılmamakta direnince ve yürümeye kalkışınca polis müdahale etti. Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı(TOMA) olarak bilinen araçtan eylemcilere tazyikli su sıkıldı. Grup üyeleri de döviz ve pankartların sopalarıyla polise saldırdı. Kalkanlarla kendini koruyan polis de joplarla karşılık verdi. Polis ile grup arasında cadde üzerinde kovalamaca yaşandı. Gruptan bazı şahısların polise taş ve şişe attığı gözlendi. Kovalamacanın ardından yaklaşık 20 kişi gözaltına alındı. Bu arada bazı polislerin de yaralandığı görüldü.

"DÜNYA SU FORUMU"NA ELEŞTİRİLER DE VAR

İstanbul'un evsahipliğinde düzenlenen ve "dünyanın en büyük su etkinliği" olarak nitelendirilen "5. Dünya Su Forumu", eleştiri ve tepkilere de neden oldu. The Guardian gazetesi, Forum'a katılma maliyet ile de ilgili yakınmaların oluduğunu belirtilirken, "Türk vize kısıtlamaları ve 280 sterlin tutarındaki bir giriş ücreti, daha yoksul ülkelerin delegelerinin foruma katılması imkansız hale getirdi" denildi.

İngiliz The Guardian gazetesi, Türkiye muhabiri Robert Tait imzalı "Aktivistler, dünya su forumda karışıklık yaratmaya ant içti" başlıklı haberinde siyasi liderler, uzmanlar ve aktivistlerin dünya su kıtlığını önlemeyi amaçlayan "Dünya Su Forumu" toplantılarına katılacağını ancak Forum'u eleştirenlerin "kar peşinde koşan ve özelleştirmeleri teşvik eden çok uluslu şirketler için bir cephe" olarak ilan ettiğine dikkat çekti.

Forum'un, 20 bin kadar delegenin katılımıyla dünyanın en ünlü su yollarından biri olan Boğaz manzaralı Haliç kenarında yapıldığına işaret edildiği haberde Dünya Su Konseyi Başkanı Ger Bergkamp'ın "Dünyadaki su durumu iyi yönde gitmiyor" sözlerine de yer verdi.

Küresel ekonomik daralmanın toplantılarda görüşülecek konuların önemini daha da artırdığı belirtildiği haberde Forum'da uluslararası kredideki sıkışmanın kalkınmak olan ülkelerin su projelerine verdiği zarara vurgu yapılacağı kaydedildi.

The Guardian, Forum'u eleştirenlerin görüşlerine de yer verdiği haberinde Mavi Gezegen Projesi kurucusu Maude Barlow'un, "Bir BM etkinliği gibi düzenlendi ancak değil. Esasen büyük su şirketlerinin organize ettiği büyük bir ticaret şovu. Sudan bir insan hakkı olarak söz edilmeyecek" sözlerini aktardı.

BİLGİ ÜNİVERSİTESİ'NDEKİ "ALTERNATİF FORUM"


Forum'u eleştirenlerin su sorununa kamu çözümlerinin teşvik edilmesi amacıyla Bilgi Üniversitesi'nde "alternatif bir forum" düzenlediğine dikkat çeken gazete," Konsey'in, Dünya Bankası'nın yardımı ile su maliyetini yükselten, gelişmekte olan dünyadaki kıtlığını daha da ağırlaştıran projelere öncülük yaptığı" eleştirilerine yer verdi. Gazete şöyle devam etti:

"Katılma maliyetlerine ilişkin yakınmalar var. Türk vize kısıtlamaları ve 280 sterlin tutarında bir giriş ücreti, daha yoksul ülkelerin delegelerinin foruma katılması imkansız hale getirdi."

Gazete ayrıca, merkezi ABD'de bulunan Gıda ve Su İzleme Örgütü'nden Wenonah Hauter de "Bu forum çok iyi yüzlü. Eğer düzenleyiciler ciddi olsa, delegeler, bedava girer ve ulaşılması çok zor olan bir kentte yapılmazdı" iddialarını da yansıttı.


TRAFİKTE KORKULAN OLMADI

İstanbul'da "5. Dünya Su Forumu" nun başladığı bu sabah geniş güvenlik önlemleri alınırken, yollar kapatılmadığı için trafikte korkulan olmadı.

Dünyanın değişik ülkelerinden devlet başkanları, bakanlar ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilen 5. Dünya Su Forumu Sütlüce Kongre ve Kültür Merkezi'nde başlıyor. Su Forumu nedeniyle İstanbul Emniyeti 4 bin polisle geniş güvenlik önlemleri aldı. Görev yapan polisler sabahın erken saatlerinden itibaren yol güzergahında görev aldı. Özellikle misafirlerin kaldığı oteller civarında güvenlik önlemlerinin sıkı olduğu görülürken, çok sayıda ambulans da kapıda hazır bekletildi. Üst geçitlere ve köprülere polislerin bulunduğu gözlendi. Forumun yapılacağı merkez yakınında çok sayıda çevik kuvvet polisi ve panzer hazır bekletildi.

Yapılan açıklamalarda gerek duyulması halinde bazı yolların trafiğe kapatılabileceği bildirilmişti. İstanbullular bugün trafikte kabus yaşayacağını tahmin ederken, korkulan olmadı. Yabancı devlet adamlarının kaldığı oteller civarında dahil yollar kapatılmadığı için trafik normal seyretti.

İstanbul bir yıl su sıkıntısı çekmez

İstanbul bir yıl su sıkıntısı çekmez

İstanbul barajlarındaki doluluk oranı son 2.5 ayda yüzde 42'den yüzde 88'e yükseldi. Yeni yılla birlikte başlayan yağışlar İstanbul'da son iki yıldır süren kuraklığa son verdi ve barajların dolmasını sağladı.

Ocak ayından itibaren değerlendirdiğimizde ise ortaya 763 milyon 500 bin metreküplük yağış çıkıyor. İstanbul'da günde ortalama 2 milyon metreküp su tüketiliyor. Bu rakamlar çerçevesinde barajlarda mega kente 380 gün yetecek su birikti. Bu hesaplar çerçevesinde İstanbul 1 yıllık suyunu garanti altına aldı.

İSKİ verilerine bakıldığında 2 ayda İstanbul'daki barajlara yağmurla 430 milyon metreküp su geldiği ortaya çıkıyor. Diğer yıllar ile bu rakamı karşılaştırdığımızda ise 2007 yılı içinde 12 ayda bu kadar yağmur yağmadığı, rakamın 428 milyon metreküpte kaldığı anlaşılıyor. Geçen yıl ise 12 ayda toplam 605 milyon metreküp su yağmurla gelmiş. Bu veriler çerçevesinde İstanbul son yıllar içindeki en büyük yağışını alıyor.

16.03.2009


Yeni Şafak